sesin ölümü

sonra
sonra
A+ A-

fırtınanın gürültüsünde boğulan günler kelepçe gibi ayaklarda ağırlık yapıyordu. alınan istemsizce her nefes kadri sorgulanmayan bir fazla nefesi arzuluyordu. tam bu sırada ne kadar kutsal varsa can veriyordu. her münafık kul gibi doğan güneş de. sarısından hüzün kırmızısında kan damlatıyordu. günün ilk ışıklarında avuçlanan gökyüzü göze maviyi içiremiyor, yıkamıyordu.

gürültü mü sessizlik mi bilinmiyordu. çünkü kimisi gürültüden kimisi sessizlikten şikayetçiydi. bir el dokunsundu omza. işte geldim diyen. apansız geliverecek ve on yılların, yüz yılların vuslatı yek vücut olacak. güneş utanacak, dünya yeniden kurulacak her gün her gün. tüm şikayetler son bulacaktı. biri konuşacak herkes dinleyecek. konuşan susacak diğerini hep beraber dinleyeceklerdi.

her tarih kahramanını yaratırken bizim çağımıza her coğrafyada firavunların düşmüş olması enteresan diye düşündü kimisi. bir diğeri kahraman varsa orda da firavun varmış demek ki diye karşılık verecekti. sustu. kendi türünü yiyen canlı çok azken insan yine diğer canlılardan farkını gösteriyor diye düşündü biri. bir çoğu ise fazla mesaiden sonra zoraki ulaştığı evinde yorgunluktan kapanan gözleri arasından çocuğunun yüzünü hayal meyal görerek yatağa attı kendini. bulaşıcı kötülük çağındayız dedi, karnı aç sırtı sıvazlı çoğunluğun sevmediği bir kişi. o kişi de o çoğunluk da aynı kıbleye dönüp dua ettikleri allahın müminleriydi.

kimileri kahramanlarını bulmuştu. kimileri ise kahraman, ulak, muştucu bekleyedursun bir kuş olan biteni izliyor not ediyordu. insanlığın yüzüne vurmak için günü geldiğinde. hani o mevsim kış kuşlar gidiyor dediğiniz kuş. mevsim bahara dayandı yakında gelir dediğiniz kuş. milyonlarca arabanın, insan öğüten fabrikaların, şantiyelerin sesleri arasında çığlık atanları duyup yazdılar. koca koca camdan demirden süslü ışıklı hapishanelerin içindeki, renk çümbüşü caddelerde yeknesak hayatlar gölgesindeki naylon çadırda birbirine sarılıp yatanları gördü yazdılar. kör duvarlar içindeki görüp konuşan, duyup yazan insan kalıntılarının ızdıraplarını hissettiler onları da yazdılar. avrupanın göbeğinde kenarına, asyanın kenarından ortasına, afrikanın çoğunda ne gördülerse aynıydı…

sesler buharlaştıkça, cisimler donuklaştıkça fırtına utandı esmekten. avrupaya doluşan asyalılar afrikalılar, amerikayı istila eden avrupalılar yerinde yurdunda kalanlarla benzeştiklerini anladılar nice sonra. tabaklarını görünce, ayaklarındaki soğuğu içince. artık kürsülerin cengaverleri kin sözlüğünü bitirmiş, kutsalların kullanım süresi dolmuştu. hiç bir şey karın doyurmuyor besbelliydi. hiç bir şey öldürmek kadar aptalca değildi. önce selamlaşmaya başladılar. ellerinden tuttular birbirlerinin. birlikte ağlamaya başladılar. korunaklı hayatlarından endişelenenlerin mikrafon ehli hatipleri endişe içindeydi. tez elden kurulan kürsüler fayda etmiyordu. yaraları kanatmaları işe yaramıyormuş.

dökülen her göz yaşı tohum olmuş. düşen her can bin can olmuş. neşeyle fışkırmışlar yeryüzünde sessizliği gömmüşler kahkahaların en derinine. ve şairler gökyüzünü o kuşları anlatmışlar hep dizelerinde.

musa ertürk

Paylaş:

Yazar Hakkında

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

İlginizi Çekebilir

facebook

instagram

twitter

andan

aynı pozisyonda tartışmasız güneş gibi parlak iki penaltı var. ama hakem maçı bitirdi. fb hoca değiştirirse şampiyon olur ama.
kiraz fiyatlarının enflasyon sepetinde olmadığını iddia ederim ama ispatlayamam.
şaban hakan “şampiyonlukların 8’i direkt, 14’ü en direkt sayemizde oldu.” mu demiş? hangi takım ki ??
6S’nin şampiyonluk hasreti 1973Ten bu yana 52 yıla çıktı. x’den alıntı. (determinist )

en popüler

köşe vuruşu

eğitim

günden

Menü