anlam yetimiyle bir günümüz

karınca
karınca
A+ A-

demokrasi var memlekette. reklamlardan seçebiliyoruz. mutfakta yeni deterjanlarla devrim bile yapabiliyoruz temizlikte. bir de açlıktan ölmeyi seçebiliriz. açlıktan ölmek sıkıcıysa, aç acına gitmek istemiyorsak karın tokluğuna, madende yer altında boğularak da ölmeyi isteyebiliriz. seçme özgürlüğümüz sınırsız yani. muhafazakar kapitalistler mi sömürsün, milliyetçiler mi deyip
seçebiliyorsun içinden birini yine. bunlar bir gazete haberi değildi. bir partinin manifestosu olabilirdi ama kör göze parmak sokacak kadar değildi henüz siyaset erbapları. dizi olsaydı tutardı. yaa! vah vah! nidalarıyla soluksuz izlenirdi. oysa gerçek hayat olunca hatta yaşananların kahramanı olunca dinlenilmiyordu. dudak bükmeden başlayan mimikler hiddetli yüz ifadesine geçebiliyordu. hatta ajitasyon yapma, yoksulluk edebiyatı yapmadan, iş “hükümeti düşürmek mi istiyorsun”a kadar varacak sorgulamalara gidiyordu.

yine de ben devam ettim:
kışın soğuğunda sobada zehirlenmek istemiyorsan, soğuktan donabilirsin barakanda.
ya da vizeyi kaldıran ülkelerin haberlerini okuyup sevinebilirsin. geçici, güvencesiz, güvenliksiz iş ilanları arasından seçip vatansever, milliyetperver, dindar olarak öldürmeyi seçebilirsin
ama iş kazası süsü verilmiş cinayetlerde haber de olabilirsin isminin baş harfleriyle.
çoktan seçtik ya hep okul sıralarından itibaren. yoktan yere boktan bir pay düştü bize. hepimize
seçtiklerimiz kadar çok. seçtiklerimiz kadar yok olan.

devam ettim etmesine ama etrafımda kimse kalmamıştı. kimisi başka bir muhabbete geçmiş, kimisi zaten orada değildi. televizyonların reality yarışmalarında izlediğimiz karakterler dürüstlük, adalet, samimiyet üzerinden konuşurlarken amaçları seyirciden oy alabilmekti. oysa aynı yarışma içinde aynı kişilerin yapmadıkları iki yüzlülük, etmedikleri çirkeflik kalmıyordu. sosyal medyada sıradan ölümlüler erdem, ahlak, dürüstlük temalı söz paylaşımları yüzlerce beğeni alıyordu. o sözü paylaşanın ise gerçekte böyle bir yaşamı olmuyordu. gerçeğe tahammül bu kadardı. gerçek acı, gerçek hayat tahammül edilmeyecek kadar acıydı sanırım. ya da yarışma ve bencillik çağında ben daha acınacak durumdayımın sidik yarışıydı olan biten. ve bu sahici insanlara, sahici yaşamlara yapılan en büyük tecavüzdü.

bu anlam yetimlerinde, sadece sözlükleri suçlamak haksızlık olurdu. ne kadar seçtiysek o kadar öldüysek öldürdükte. kendimizi, dünyayı var eden anlam dizgesini de. bizimle beraber kelimeler de birer birer ölüyordu selasız. sedasız her iş “kazasında”. öfkenin, korkuya yenildiği iddia kuponunda yer almayan maç dil uzmanlarınca değil din tacirlerince açıklanıyordu. sabır kelimesi, şükür ki vardı ve fıtraten her insan bir gün ölümü tadacaktı zaten. bir insan öldü, bir kelime öldü. diğer dünyaya gidemeyen kelimeler cehennemimiz oldu sonuçta.

bunun tek çıkar yolu vardı. deliremiyorsan eğer orhan veli gibi dalgacı olmaktır. çıktım geceye çiy damlaları biriktirdim. gecenin üşüyen yerlerinde. daha olmamış sabaha. elleri kara bulutları yırtma telaşındaki güneşe güvenerek. karanlığın saltanatında umut ışır yarına diyerek.

 

Paylaş:

Yazar Hakkında

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

facebook

instagram

twitter

en yeniler

en popüler

kıyı köşe

bu iklim değişmeli

kediye işkence yapanın görüntülerini unutamadan, ayrılmak isteyen kadının öldürülmesini öğreniyoruz.…

ismin halleri

Menü