her ocak söndüğünde derisini kazıyordu
artık hergün değil günde bi kaç kez kazıyordu
ülkesi gibi kan içinde kalmıştı
yığıldı üzerinde durduğu toprağa
toprağı kazımaya başladı
deştikçe deşti
kazdıkça çeşit çeşit kemiklere ulaştı
kazdıkça kutsal bildiği şeyler dökülmeye başladı
çıplaktı hepsi
ayın gün ışığındaki yanan ampul kadar çıplaktı
uğruna ölünen öldürülen ne varsa
gördükçe dökülen giysileri insana yaklaştı
kazdıkça içinde kaldı
kazdıkça gördü
ama artık kimse onu görmüyordu
çünkü gün ışığı ağustos güneşi gibiydi
seslenmek istedi
siz de kazın diye
bir eliyle kazımaya devam ederken
uğruna ölünen öldürülen ne varsa
geldiler
üzerine herkes birer kürek toprak attı
kutsal topraklardan
kanla sulanmış
kin kokan
sonra yağmur yağmadı bir daha
toprak toprak kokmayacak diye
yıkansa da yeryüzü
insan temizlenmeyecek diye
musa










