taşın kalbi

sonra
sonra
A+ A-

kimileri aylaklıktan, kimileri boşboğazlıktan boş boş konuşurken. pek azı olanı biteni anlamlandırmaya çalışırken delirme sınırı varsa oraya kadar dayanıyordu çabaları. uzun süredir bir araya gelmedikleri arkadaşıyla iki çay içip sobetleşeceklerdi. o biraz erken gelmişti. saçmalamanın olağan, cehaletin prim yaptığı zamanın ortasında kasırgaya tutulmuş kuş gibiydi onlar. inecek dal arasalar yoktu kuraklıktan. aslında inseler de yine tutunamazlardı ya. işte bu havada beklemeye koyuldu arkadaşını. bir çay söyledi. söylediği tahta mavi iskemleli masadan açık bir havanın denizi öpüşüydü ya da direkt umuttu.

çay geldiğinde masaya zihninde kapalı mor bir gökyüzü vardı. gökyüzü taş gibi sertti. buz gibi soğuktu. şekerini katıp karıştırırken çayı, zihni billurlaşmaya başladı. bir yudum içti. bardağı indirirken masaya gözü kalabalıklarda gezmeye başladı. gözü kaçıyor, aklı kovalıyordu. gör gözüm seyreyle dedikçe aklı susmak bilmiyordu. renksiz, aynı kılıklı aynı kıyafetli insanlar koşturuyordu ölesiye. yorgunluk üzerlerinden akarken kaldırıma, kaldırım hepsinin hesabını tutuyordu.

bir hesap tutan da O’ydu. hesap değil tam olarak anlamaya çalışıyordu dense daha doğrudur. bebeklerin ilk duydukları, ilk gördüklerinde ki bakışları gibi. gözü insanların arasında, sesi içinde konuşmaya başladı.
“bilim insanları dünyayı, doğayı, olanı biteni anlamak için sınıflandırmalar yapmışlar ya. maddeleri katı, sıvı ve gaz diye ayırmışlar örneğin. peki insan bunların hangisidir. “diye düşündü.
öyle ya katı desen katı ama içerisinde sıvı bolca var. %75 i su ama sıvı da değil. derken kendi kendine. “saçmalamanın anlamı ne? insan canlıdır zaten.” diyenlerin olacağını da düşündü.

sonra yinede de devam etti insanın hallerine. hatta bu hallere göre katı iki gruptan oluşmalıydı buz ve taş. yasa yapan insanlar tam bir katıydı diye emin şekilde karar verdi. halkına karşı buz gibiler ve taş gibi de serttiler. acıma hisleri doğuştan yok bunların diyerek karar verdi.
yine politikacılar tam bir gaz halindeydi. her şekle uyan, bulunduğu ortama iyice yayılan gaz. elbette kokulu olanları ortamda hemen hissedilirken, kokusuz olanları daha tehlikeliydi. varlardı ama yoklardı. karbonmonoksit gibi uyutup öldürücü etkileri en gizli silahlarıdır. dedi büyük bir buluş yapmış gibi.

sıvı olanları kuşkusuz yöneticilerdi. akacak yolunu bulurlar. zorlanırlarsa buhar olup politikacı olurlar. en küçüğünden en büyüğüne hepsi aynıydı. düğme olsa da olmasa da eller ceketin göbek bölümünde olurdu. “ama” dedi. “bu… bu.. kıyam gibi bir duruş. ve şirk küfür gibi tanrıya.” itirazı sevmezler, en sevdikleri şarkı “buyrun efendim,” .

tüm sıralama ve gruplamalar sonunda peki ama işsiz, çiftçi, memur yani sıradan bir insan maddenin hangi halindeydi. bu soruya kadar herşey yolundayken bu zor soru dünyanın oluşumunu cevaplar gibi olacaktı. sonra en yakınından başladı. akrabalarını, komşularını düşündü. iş arkadaşlarını sonra. sonra stadyumdaki taraftarları. sonra… sonrası garipti. çünkü bu çoğunluk da yukarıdaki tariflerin hepsine dahil olabiliyordu. mesleği, kazancı, cinsiyeti farketmeksizin. doktor, mühendis, işçi, işsiz, genç, emekli, köylü farketmiyordu. bu çoğunluğun çoğunluğu sel oluşturacak kadar sıvı olduklarında aslında katının buz grubu gibi davranıyor, yönetene ters düşmemek için kokusuz bir gaz durumuna hemen geçebiliyordu.

“öyleyse insan canlı değil.” diye sesli olarak söyledi. söyler söylemez etrafına bakındı. etrafındakiler ona baktı. o tekrar dünyasına dönerken, etraftakilerden “allah şifa versin” diyen de oldu, gülen de. “hımm” dedi. bu kez içinden. her hayvan sadece besleniyor ve ürüyor. yavrusuna kol kanat geriyor bir de. ama insan hırslarının peşinden gidiyor. durduğu yerde durmuyor. doymuyor. su gibi işte. işine gelirse buharlaşıyor, işine gelirse buz gibi katı oluyor. ama ama tüm bu gruplamalara uymayanlar ne olacak. başka insanların iyiliğini de düşünenler. başka canlıların da kadrini bilenler ne olacak. böyle soru mu olur yahu?

aslında bu sınıflama dışında kalanlar insandı. insanlığı doğuran yoğuran canlı olan insan. diğerleri sıradan birer varlıktı. taşın kalbi olsaydı insan olurdu. insanlığı üreten insan. kalbi olan insanlar ise katının insan haliydi.

Paylaş:

Yazar Hakkında

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

İlginizi Çekebilir

facebook

instagram

twitter

andan

aynı pozisyonda tartışmasız güneş gibi parlak iki penaltı var. ama hakem maçı bitirdi. fb hoca değiştirirse şampiyon olur ama.
kiraz fiyatlarının enflasyon sepetinde olmadığını iddia ederim ama ispatlayamam.
şaban hakan “şampiyonlukların 8’i direkt, 14’ü en direkt sayemizde oldu.” mu demiş? hangi takım ki ??
6S’nin şampiyonluk hasreti 1973Ten bu yana 52 yıla çıktı. x’den alıntı. (determinist )

en popüler

köşe vuruşu

eğitim

günden

Menü