bomba hangi mevsim yağar – çıkmamış kitap

karınca
karınca
A+ A-

bomba hangi mevsim yağar
oyuncağından başını kaldırdı çocuk. önüne koyulan metni okuyan spikerin cümlesinden sonra. belli ki kulağı televizyondaymış.
– bomba hangi mevsim yağar ?
-anlamadım ?
– bomba, bomba. hangi mevsim yağar? kışın yağmur yağıyor, kar yağıyor ya.
-neden yavrum?…… yağmaz bomba ?
-okula dahi bomba yağdırdılar demedi mi ?
sonra baba sustu. çocuk oyuncağına döndü. spiker önündeki cümleleri okumaya devam etti. akşamdı. ana haberdi. tüm evlerde yemekler yenmiş ya da yenmekteydi. anahaberler tam yemek saatinde iyi oluyordu. sevsen de sevmesen de yemeklerin arasında sindiriliyordu.

dayısı da evindeydi. yemeğini yemiş, koltuğuna yayılmış televizyonu seyrediyordu. aslında keyfi yerindeydi, şu komplolar olmasaydı. ama yinede yerinde keyfi. akşam namazında dua etmişti. sıralı bir şekilde. onu asıl sıkıntıya sokan bir kaç işçinin huzursuzluk çıkarmasıydı. oysa daha ramazanda iftariyelik paket yapıp vermişti her birine. bu işçi , ayakçı takımına yüz vermeye, iyi davranmaya gelmiyordu işte. neymiş efendim sigorta eksikmiş, neymiş efendim hakmış. dışarıda bir sürü aç varken şunların dediklerine bakın hele. diyordu aklına geldikçe. haberlerde coştukça coştukça, kızdıkça öfkelendi. bir uçtan bir uca ışık hızında duygu geçişleri yapıyordu. ne o bey bişey mi dedin diyerek salona hanımı girdi. sana demedim usta ya dedim. hacer bugün izinli mi bana bir kahve yapsaydı dedi sonra. hacer sesi duydu tamam efendim dedi. çocuklar naptı acaba hiç haberde vermediler. başkanla görüşeceklerdi arsa işi vardı. tekrar gözü ekrana dalarken bir an acaba diye kelime gelecek oldu aklına. hemen alelacele tövbe tövbe diyerek toparladı, savuşturdu şeytandan kendini. kahvesi geldi, huzurla içti. hacer izin istedi. eşi geldi evlerine döndüler. 2 odalı gecekonduya. hiç doymuyor bunlar dedi hacer. eşi sus sen . onlar olmasa açız, açıktayız nankör diye tersledi. niyemiş dedi. onlar olmasa bizim payımız artardı belki, adalet olsaydı dedi. sen ne diyosun dedi sert şekilde. komplocular gibi konuşma öyle. titreyerek evlerine girdiler. bu sırada akif bey de yatsıya durmuştu. uyku gözlerinde ağırlık yapıyordu. aklı arsa işindeydi. bi şekilde kıldı namazını. duasını etti, af diledi allahından. af dilerken gündüz ki işçiler hiç aklına gelmedi. günahı olduğunu, hak yediğini hiç düşünmedi. çünkü her verdiği pakette minettar kalıyordu çalışanları. yatağına geçti. başını yastığına koydu besmeleyle. gözleri kapandı.

yardım için geldiğinde, bak kim haklıymış edasını o kadar güzel giyinmişti ki elif bir kez daha nefret etmişti abisinden. kendim için ölsem bir damla su istemem diyordu. hasan’ı için istiyordu. bunu elif’i tanıyan herkes bilirdi zaten. ama kibir öyle bir zehir ki önce gözleri kör ediyordu. bir abisi tanımıyordu elif’i. kadının adı elif’ti önce zaten. annesi, babası hep arada kalırdı. bu üzüntü de onlara kabir azabı gibiydi. evlattı, ikisi de. portakalda vitamindi daha ikisi de. tanrı sorsaydı baban kim olsun, annen nasıl biri olsun diye. bir de kendine yaşayacağın coğrafya ve ırk seçmelisin, haa bir de din seç istersen. sen nasıl olsa araştırıp düşünüp kendin seçmek için uğraşmazsın. deseydi. elif hayırlı olsun derdi. abisi çok düşünürdü, düşünebilseydi. dünyada ne kadar geçer akçe varsa hesaplayıp cevap verirdi.

tüm çabalarına rağmen dayanamadı. en sonunda kükredi abisine. konforlu evlerinizde güzel çocuklarınızı sevin siz. yeni aldığınız kıyafetin ne kadar da yakıştığını söyleyin sonra ona. sonra bela okuyun mazluma. şükür deyin. şükür bugün da kazandık elhamdulillah deyin. hakkını yediklerinizle doyduktan, üstüne soda içtikten sonra. çocuklarınızı sevin. güzel güzel giydirin. makamınızı koruyun hem dünyalık hem ahretlik. üç kuruş sadakaya nasılsa ahretlik makam. şükredin şükretmek hakkınız. sıcak evinizde rahatınıza bakın. tenceriniz dolu, gelecek derdiniz yok şükredin. “doksan dokuz sıfatlı” bilmez nasılsa. imana gelin. yeniden kelime-i şehadet getirin. deyip hışımla ayrıldı yanından. uzun süre konuşmadılar da. sonrasında anne babasının hatırına sadece selamlaşıyordu o kadardı.

dünya denilen gezegende bir yanda yüzünü görmediği, dilini bilmediği ortak hiç bir yanı olmayan insanlar için çırpınanlar papatyalar, gelincikler de vardı. bir böyle insanlar vardı. ne yazık ki bu insanlar çoktu.

Paylaş:

Yazar Hakkında

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

İlginizi Çekebilir

facebook

instagram

twitter

en yeniler

en popüler

kıyı köşe

ismin halleri

Menü