bir nefeslikti her şey – yalan tanrısı

karınca
karınca
A+ A-

oturduğu şehiriçi durağında gözleri yine sabitlenmişti. çöken omuzlarını öne doğru eğdi. ellerini yüzünü yıkar gibi yüzüne sürdü. sanki yüzünün derisini kazıyacaktı. sonra başını kaldırdı. karşıda markete giren çıkanları izlerken gözü camda asılı kaldı. bir kitap okur gibi başını hareket ettiriyordu. genç yaşta hayatın kenarında olduğunu hissetti. dünya değilse bile ömür düz bir siniydi. ve çoğu insan bu sininin kenarlarında toplanmıştı. kimisi birbirine tutunuyor, kimisi tek başına direniyordu siniden düşmemek için. ve çoğu önündekini ittiriyordu. kimse demiyordu bu sini niye böyle sallanıyor? kim bunu sürekli sallıyor diye.

yanına bir kaç kişi daha geldi. selam veren oldu. direkt gelip dikilen oldu. herkesin elinde bir cep telefonu vardı. bir şeylere bakıyorlardı. o oturduğu yerden marketin camından okumaya devam ediyordu. paganlardan bu yana hayatta neredeyse her şey dersti. hele de salgınlar afetler söz konusuysa yaşananlar. bu anlayış kişisel hayatlara da yerleşmişti. ölümcül hastalıklar, kazalar bir ders olarak görülüyordu. ne var ki ders alanlar zaten derse ihtiyacı olmayanlardı. çünkü aynı hikayeleri olan insanlar farklı davranışlar sergiliyordu. hasis, haset insanlarda bir damla değişen bir şey olmuyordu. bir inanç grubu diğerini suçlarken “sizin yüzünüzden oluyor!” diye aslında bu derse kendi okulumuza bakalım diyen hiç yoktu. bu bile bir çok soruyu sorduruyordu. tabi gözü kör, dimağı cahil, kalbi mühürlü değilse yine.

otobüs aniden fren yaptığında, içeride sallanmalar olunca kendine geldi. ne zaman bindiğini hatırlamıyordu. bunu farkedince doğru arabaya binip binmediğini kontrol etti. neyseki doğru araçtaydı. bu kontrolden sonra hızla istemsizce konuşmalarına döndü. “geceleri uyumuyorum. uyuyamıyorum. seni izliyorum. yüzünün her santimetre karesini hafızama kaydetmeye çalışıyorum. yıllar sonra çocuğumuzun görüneceğini hayal ediyorum. büyüdüğünde nasıl bir kişi olacağını canlandırıyorum.” diyordu. hafıza olacak mıydı gittiği yerde. uyanacak mıydı bir daha. sadece kendisi bilse bile bilinmezdi hepsi. insanlığın tüm bilinmezlikleri içinde varsaymak kolaylaştırıyordu ruhu. başka türlü çatlamıyordu bir türlü kahrolası akıl işte. her şeyi açıklamak yaşanılır kılmaktaydı dünyayı. o yüce aklın tek görevi aslında açıklamak. açıkladıkça bir morfinle ağrıları dindirip tedavi ediyordu. ne cennet ne cehennem ne din ne vatan hiç bir kutsal değmiyordu yaşamın bir anına. gönülde kök salmaktan başka. ve o köktü hem acıtan hem dayanılır kılan. elveda diyemezsin aslında çünkü kim gitmek istiyor ki bilinmeze dahası dönülmeze.

indi. yürüyordu. ne yapabilirdi. bir çare olmalıydı. yürüyordu. arada bir durup yüzünü yıkar gibi yapıyordu. derin derin nefesler alıp veriyordu. ve bu nefes vermelerde neredeyse ciğerde bir soluk bile kalmıyordu. yürüyordu. yetişmesi lazımdı. yetişmem lazım derken maden göçüğünün altında kalan evladı için çırpınan anne geldi gözü önüne. göçükteki suyun çekilmesi gerekiyordu önce. o suyu tahliye eden borular tepecikler üzerinden geçerken anne elleriyle tepeyi indirmeye çalışıyordu. tepe alçaldıkça su daha çabuk boşalacaktı. evladı daha fazla nefes alacaktı. zaman olacaktı. çare umut böyle bir şeydi. bir nefeslikti her şey. çıkmayana kadar o son nefes yaşamak arzusu, yaşatmak kaygısı diri tutuyordu. bu anımsamadan sonra omzunu kaldırdı. daha emin adımlarla yürümeye devam etti.

dönüp duruyordu aklında bu konuşmalar. ardı sıra düşünceler. hepsi ayaklanmış ama hala beyni yerindeydi. ve buna da akıl erdiremiyordu. ve delirmek nasıl bir şeydi. acı çekiyorlar mıydı en çok bunu soruyordu. olan biten hep yaralıyor muydu yine. etrafın alayları, acımaları duyuluyor muydu… doğarken ağlayarak selamlanan hayat, ölmek için de bir gayret istiyordu. ne vardı bunca nefesin içinde dersek kocaman bir hallusinasyon elbet. akıllı canlıdan tutunda medeniyete kültüre savaşa daha nice anlam verdiğimiz şeylerin hepsi hiç oluyor. acz içinde acı içinde yok olma arifesinde. tüm bir hayat en yalın en çıplak halini bürünüp gelince anlaşılıyor tüm gerçekler diye konuştu kendi kendine. dışarıda her taraf taş her taraf cansızdı çünkü. ve cansızlar duymaz bilmez ölmezdi.

hastaneye geldi. … bekleme salonuna girdi. etrafına bakındı. boş bir yer aradı. sırtını yaslayacağı sandalyeyi seçip oturdu. içeri girebilseydi. ellerini tutacak, cesaret verecekti. omuz verecekti. olmuyordu. allak bullak zihniyle buradan da yapabilirim deyip kendini ikna etmeye çalıştı. kimi zaman ağzından mırıltılar çıkıyordu. etraftan gören olsa dua ediyor zannedecekti. yorgunluk, uykusuzluk bir taraftan zihnin çabaları, ayaklanması öte yandan gözleri yumuldu. başı yana düştü.

 

Paylaş:

Yazar Hakkında

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

İlginizi Çekebilir

facebook

instagram

twitter

en yeniler

en popüler

kıyı köşe

ismin halleri

Menü