bir nefes gökyüzü alabilir miyim? – yalan tanrısı

karınca
karınca
A+ A-

yeni oturmuştu daha masaya. henüz  sandalyeye yerleşmişti ki boş kadehi önündeydi. bir nefes gökyüzü doldurdu pencereden görebildiği kadarıyla. sonra kadehe uzandı. aç karnına alınıp da hemen kana geçsin diye içilen vitamin gibi bir dikişte içti maviyi. gözlerini cebine kaldırdı. gördüklerini yatırdı masaya.

kurban bayramı yeni geçmişti. hayvan severdi ama en çok ahkam kesenlere kızıyordu. küfre girdiklerinden, münafıklık yaptıklarından elbet tanrı sorumluydu, cezasını o verirdi. kızgınlığı hatta öfkesi hem allahı dilinden düşürmeyip hem günahkardan öte olanlara idi. o ne ahkam kesiyordu ne de bir canlıyı.

her cümlesi allah ayeti gibi kabul edilen insanları tasnif etti. kimileri ululardan uluydu lakin br hırkayla veya zincir bileğinde ölmüştü devri iktidarın. bir kısmı yine ululardandı yine itibar görüyorlardı. menfaat denizinde yüzerken aldatmayı, hileyi, riyayı pek ala yapıyorlar. söylevlerine ekledikleri ayet ve hadisler meze kabili iş görüyordu. bunu bir tanrı biliyordu bir de aynı deniz de yüzenler. işte bu grup da iki çeşitti. ilki şeyh ve etrafı, ikincisi pire gibi, kene gibi daha küçük heveslere teşne müridlerdi. bu arada gayet samimi inanç ehli olanlar yok mu. vardı ve ne yazıktı onlara. yazık olması yaşadıkları, yüreklerinden değil alet olmaktan.

bir başka söylev erbapları da vardı. onları da serdi oracığa. ama önce bir yudum daha mavi aldı. tüm bu olup bitenleri kaldıramazdı yoksa zihni, aklı. neresinden tutarsan elinde kalan bir şablondu herşey. kahramanlardı, cesurlardı sadece başkalarının çocuklarını ileri sürecek kadar. ince ince serip gruplarken garson geldi. belli ki masaya yatırdıklarını toplamayacaktı. servis açması zor olacaktı garsonun. nasıl mavimizi beğendiniz mi  yemek olarak ne alırsınız diye sordu. soru sahibini aradı epeyce. sonra tekrar masaya döndü. garson sorusunu alıp geri döndü.

bir bulut girdi içeriye. sessizce karşısına oturdu. cebinden bahardan kalma gökkuşağını çıkardı. al dedi. al bunu. gözünün yerine koy. gözü ağlamaya başladı bunu duyunca. tamam hep iyi şeyler gösteremedim sana ama suçlu ben değilim diyordu. hıçkırıklarından söyledikleri çok az anlaşılıyordu. gözünü eline aldı . teselli etmek istemiyordu. çünkü haklıydı. aldı yüreğinin içine koydu. gönül gözüyle bakıyordu nasılsa. bulut nasıl geldiyse öyle sessizce çekip gitti.

garsonu çağırdı işaretiyle. sana vereceklerimi iyi sakla. her müşterine bunlardan ver. aç yüreğini dedi. garson boş boş bakıyordu.  o ellerini açtı. gözünü ve gökkuşağını bıraktı eline. aman ha dedi iyice tembihleyerek herkese bir tadımlık ver. tadan nasılsa müptelası olur. nasılsa arayıp bulur.

 

Paylaş:

Yazar Hakkında

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

facebook

instagram

twitter

en yeniler

en popüler

kıyı köşe

bu iklim değişmeli

kediye işkence yapanın görüntülerini unutamadan, ayrılmak isteyen kadının öldürülmesini öğreniyoruz.…

ismin halleri

Menü